Ana sayfa WOO MANŞET HABER Terkedilmekle Yüzleşmenin Yolları

Terkedilmekle Yüzleşmenin Yolları

110
0
PAYLAŞ

Ayrılıklar ya da birileri tarafından terk edilme gerçeği ile yüzleşmek durumunda kalındığında, her insanın tepkisi farklı olabiliyor.

Kimisi (ki genelde bu daha düşük yüzdedir) hemen durumu kabullenip, hayatına devam edebiliyor, kimisi ise (bu da daha büyük yüzdeye sahip) hırs yapıp bir şeyleri düzeltebilmek arzusu ile yanlış zaman ve yanlış yöntemlerle olayın üstüne  gidebiliyor.

Bu yazı woomagazin.com tarafından yazılmıştır. woomagazin.com

Her insanın yaşadığı olaylara yaklaşım şekilleri ya da bakış tarzları farklılık gösterebilir.

Ayrılıklar ya da terk edilişler ilişkilerin birçoğunda daha hızlı yaşanabilirken, bazılarında da uzun vadeli beraberlikler sonrası olabiliyor.

Kuşkular, soru işaretleri, merak, sorgulamalar yaratmak ya da karşı tarafın bunları yaratması; bazen ilişkilerin dengesini bozabiliyor. Beklenti, baskı, şüphe ve kaybetme korkusu ile  yaşanan ilişkilerde, zamanla ilişki kalitesinde bozulmalar  başlıyor. İlişkide güvensizlik ya da tek tarafın ilgisi ile yürütülmeye çalışılan, kazan-kazan dengesini kurulamadığı ilişkilerin ayrılığa gitme potansiyeli çok daha yüksek değil midir?

Aşık olmak ya da bir insanı sevmek bazen ona sahip olduğu değerlerden çok daha fazla anlam yüklememize sebep olabilir. Bir insanı sevdiğimizde onu gözümüzde fazla büyütme ihtimalimiz de vardır.

Bu durumda bağlılıktan  öte bağımlılıkların artışındaki dengesiz seyir kişinin kendi dengesi kadar ilişkideki rolündeki dengesini de bozabilir. Karşı tarafın ilgisine muhtaç olma, telefonlarını bekleme, her aradığında her şeyi bir tarafa bırakıp hemen koşup yanına gitme ya da onun hayatında yaptıklarını saplantı haline getirme…

Aşırı bağımlılık yaşanan durumlarda ayrılıkların ya da terk edilişlerin yükünü taşımak çok daha zorlaşabilir.

İlişkiyi sonlandırmak isteyen taraf; sebep ne olursa olsun ki elbet kendince yarattığı bir sebep vardır,  bunu dile getirdiğinde diğer tarafın yaşadığı yıkımın psikolojisi de çok ağırdır.

Bir insanı sevdiğinde onu hayatının merkezine oturtmuş ve diğer hayat alanlarını bir tarafa atmış insanlarda ayrılık sendromunun atlatılması çok daha ağır olabilir. Kendine ait bir yaşam alanı bırakmamıştır, ailesi, dostları, çevresi ya da kendinden o kadar uzaklaşmış ve tek  bir insana kendini o kadar endekslemiştir ki; onun gitme isteği bir travma yaratabilir.

Kimi ayrılıklar belki de bizim için hayırlıdır; belki de karşımızdaki insan bizim için doğru insan değildir ki, bir sebeple çıkıvermiştir hayatımızdan. Hatta ilişkiyi sırf sürdürmek için ilişki içerisinde yaşadığımız yalnızlığı bile görmezden gelmek isteriz. Kopamayız bir türlü….

Ayrılıklar sonrası, ilişki nasıl biterse bitsin hazmedemeyiz bir türlü, hele ki terk edilen taraf biz olduysak… Neden, niçin sorgulamaları başlar sonra kimi zaman kendimizde suç arayışları: ben boyle davranarak hata mı yaptım? Keşke daha anlayışlı olsaydım gibi birçok benzer suçlama… Bir süre kimseleri koyamayız onun yerine, çaresizce ona ulaşmaya çalışır, defalarca kendimizi ya da tekrar denenirse her şeyin daha güzel olacağını anlatmaya uğraşır dururuz. Karşı taraf kafasında tamamen bitirdiyse; nafiledir tüm çabalar. Başta konuşan o insan, zamanla telefonlarını açmaz, mesajlara cevap vermez olur.

Bazı ayrılık teklifleri bir tarafın bazı sebeplerle yorulması ya da dinlenmek isteği ile de gelebilir. Belki hala sevgi vardır ama ona göre ilişki bu şekliyle sağlıklı yürümüyordur.  Her insanın hata yapabilirliğini göz önünde bulundurarak hata yapılan şeyler farkındalığına varılıp düzeltilebilir tarzda hatalar ise; karşılıklı konuşarak, paylaşarak bu durumu çözmeye gitmek ve şans vermek en güzeli tabi…

Ama karşı taraf, ne yaparsak yapalım, ne söylersek söyleyelim ikna olmak istemiyor ve şu anda kendi bildiğini yapmakta ısrar ediyorsa?

Bu durumda yapabildiğimiz en büyük hata üstüne gitmek belki de… Neden bitmiş, neden şöyle olmuş, yoksa başka biri mi var şüpheleri, karşısına çıkmak,  ayrılıktan dönmesi için ikna etmek uğruna defalarca telefonla aramak, mesajlar göndermek, hele ki karşı taraf aramalara cevap vermiyorsa defalarca aramaya devam etmek…

Elbette ki ayrılık sonrası yaşanan çaresizlik duygusu ve bir şeyleri ben ısrar edersem düzeltebilirim hissi birçoğumuzda var. Ama bir gerçek daha var ki; yapılan konuşmalar sonrasında karşı taraf fikrinde ısrar ediyorsa bu uğraşların devamı karşı tarafı daha fazla soğutmak ve insanın da kendisini hırpalamasından başka bir yere götürmüyor kimi zaman…

Ne kendinizi, ne de karşınızdakini yormayın. Elden gelen her şey yapılıp bir geri bildirim olumlu alınamıyorsa belki de en güzeli bir süre sessizliktir.

Belki çok acı çekilir, uykusuz geceler, ağlamalar, onsuz nasıl yaşarım kabusu… Ama bir gerçek daha var ki; hayat devam etmeli… Uğruna çaba gösterilen insan aynı çabayı karşısındakine göstermek istemiyorsa; bu durumda belki de daha az yıpratıcı olan kabullenmek ve hayatına devam etmek… Mutluluğun bir insana endeksli olmadığını mutluluğun insanın kendi içinde olduğunu fark edebilmek… Kendi değerinin farkında olmak… Kendi hayatı içerisinde yaptıkları ya da yapabilecekleri ile kendini beslemek ve ileriye bakabilmek…

İnsan kendi hayatını yaşama gücünü gösterebildiğinde ve ayrılığın üstüne düşmek yerine akışa ve zamana bırakabildiğinde bitmiş ilişkinin ya da bir süre dinlendirilmesi gereken ilişkinin daha da fazla yıpratılmasına engel olabiliyor. Bazen yıpratılmayan durumlarda diğer taraf biraz dinlendikten ve diğer tarafı sevdiğini, onunla devam etmek istediğini anladığında geri dönüş kararı da daha sağlıklı olabiliyor.

Geri dönüşleri kabul etmek ya da hayır demek her insanın kendi bileceği bir durum… Kimi ayrılıklarda sadece yorgunluk ya da bir tarafın psikolojisindeki geçici bozukluk, kafa karışıklığı ya da tamir edilebilir çok ufak hatalar söz konusu ise ve hala sevgi varsa yeniden devam kararı alabilmek daha kolay olabiliyor.

Ama sürekli ısrar ya da ayrılık sonrası yapılan baskılar, çaresiz davranışlar sergilemek; geri dönme potansiyeli olan insanın bile (kafasında tamamen bitirmiş ise zaten bu zor bir olasılık olabilir tabi ki bu nedenle fazla beklentiye kapılmamak gereği söz konusu) gözünü korkutup ya da ayrılmakta haklıymışım dedirtip geri adım atmasına sebep olabiliyor.

Sessiz kalmak, bir gün döneceği beklentisi ile yaşamak yerine akışa ve zamana bırakmak ve kendi hayatına devam…

Belki de en güzel ilaçtır insanın psikolojisinin ve dengesinin bozulmasına engel olabilmesi için…  Kim bilir? Bir gerçek varsa ve ne yapsa o gerçeği değiştiremeyecek ise;  o gerçeği kabullenebilmek ve yoluna devam edebilmek…

Bana hiç ilgi göstermiyor, aramıyor, mesajlarıma cevap vermiyor,   hep ben arıyorum, ilgi gösteriyorum diye yakınırken önce kendinize bir sorun…

Acaba o sizden böyle bir şey bekliyor, talep ediyor mu? Böyle bir beklentisi yoksa, yapıyorsanız da kendiniz istediğiniz için yapıyorsunuz. Madem sizin kadar yapmasını bekliyorsunuz ama yapmıyor, onu yorarak, söylenerek, imalar yaparak sadece kendinizden uzaklaştırırsınız. Madem o istediğiniz kadar aramıyor, ilgilenmiyor, size sadece kendi istediği zamanlarda vakit ayırıyor; o zaman artık siz de yapmayın. Sadece durun. Nefes alın, hayatınıza dönün. Bırakın biraz da o size ulaşabilmeye uğraşsın. Tabi istiyorsa…

Beklenti üzerine kurulan ilişkilerin daha kısa ömürlü olması ihtimali hep vardır.

Karşıdaki kişinin diğer tarafın sevdiği derece kadar sevmesi beklentisi…

Karşılık umarak karşı tarafa bir şeyler yapma ve aynı şeylerin kendisine de aynı derecede yaşatılması beklentisi…

Bir tarafın ilgisi diğerinden daha az olduğunda karşı tarafa verilen ilginin derecesi ile aynı ilgiyi bekleme beklentisi…

Kendini ifade etmeden anlaşılma beklentisi…

Karşı tarafı değiştirme beklentisi…

Bağlanması ve sizinle evlenmesi beklentisi…

Kimseyi sürekli o konuda konuşarak ikna edemezsiniz. Onun kendi istemesi gerek… Devamlı bağlılık, evlilik konularını bir erkeğin önüne yığarsanız, korkması ve geri çekilmesi ihtimali yüksek. En iyisi mi bunları söyleyen değil, size söyletecek kadın olmak.

Bu beklentiler; ilişkilere ben merkezci yaklaşımlar ile ya da karşı tarafı hayatının odak noktası yapması ile de artabilen beklentilerdir. Tabi ki her insanın beklentileri ya da doyurulması gereken ihtiyaçları olabilir. Bağımlılığa dönüşüm çok daha farklı bir durum…

Kendi kişiliğinin ve kişisel hayatındaki rol dengelerinin kaybedilmediği, karşı tarafın da aynı şekilde partner olmak kadar diğer rollerinin olduğunun da kabullenilebilmesi, en önemlisi de onun da kişisel alanlarının olduğunun farkındalığı ile ilişkinin yaşanabilmesi ilişkilerin kalitesini ve uzun ömürlü olabilme ihtimalini arttırabiliyor.

Unutma; her kim her ne söylerse söylesin bu asla senin kendi öz değerini değiştirmez. Sen sadece dengede kalmayı dene.

Bugün kendin için bir adım atarak sevgi ile yola devam et.

Gemi senin… Seçim senin… İster sahilde yıllarca demirli kal, istersen yeni ufuklara doğru yol aç. Her ne yaparsan yap; hayatına bir şekilde, bir anlam katsın işte…

BİR CEVAP BIRAK